Konu
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (ÖSYM) tarafından yapılan sınavlarda, ölçme ve değerlendirme sürecinin, adaylar açısından öngörülebilir, tutarlı ve tartışma yaratmayacak şekilde yürütülmesi gerekmektedir. Soru iptaline yol açacak nitelikte soruların sınavlara dâhil edilmesi, ölçme-değerlendirmenin temel ilkeleriyle bağdaşmamakta; adaylar bakımından ciddi mağduriyetler doğurmaktadır.
Sorunun Tanımı
Her sınav döneminin ardından yaşanan soru iptalleri, özellikle ilgili soruyu doğru yanıtlamış adaylar açısından hak kaybına yol açmaktadır. Adaylar, kendilerinden kaynaklanmayan bir hata nedeniyle, sınav sonucuna ilişkin kazanılmış haklarını yitirme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Durum Tespitleri
Uzun yıllardır yapılan Adli ve İdari Hâkimlik sınavlarında soru iptallerine sıklıkla rastlanmaktadır. Bu iptaller bazen sınav sonuçlarıyla birlikte açıklanmakta, bazen ise sonuçların ilanından sonra açılan davalar neticesinde gündeme gelmektedir.
Benzer bir sorun, daha yeni bir sistem olan Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı (HMGS) bakımından da ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar yapılan üç HMGS’nin son ikisinde soru iptali yaşanmış; bu durum yüzlerce adayın mağduriyetine neden olmuştur.
Örnek İncelemeler
120 sorudan oluşan ve 150 dakika süren sınavda, adayların avukatlık stajına başlayabilmeleri veya Hâkim ve Savcı Yardımcılığı sınavına girebilmeleri için en az 70 puan almaları gerekmektedir. Bu da 120 soru üzerinden 84 doğru cevap anlamına gelmektedir.
Sınav sonuçları açıklandığında 84 doğruya ulaşan adaylar başarılı sayılmıştır. Ancak daha sonra açılan bir dava sonucunda bir sorunun iptal edilmesiyle, iptal edilen soruyu doğru yapan adayların doğru sayısı 83’e düşmüş; yeni katsayı üzerinden yapılan hesaplama sonucunda puanları 70’in altına inmiştir.
Bu durumda aday, sınav anında kendisinden beklenen tüm şartları sağlamış olmasına rağmen, tamamen ÖSYM’nin soru hazırlama sürecindeki hatasından kaynaklanan bir sebeple başarısız sayılmıştır. Bu durum ölçme-değerlendirmenin hakkaniyet ilkesiyle açıkça çelişmektedir.
Yaşanan yoğun mağduriyet ve kamuoyu baskısı sonucunda Adalet Bakanlığı, barolara ve ÖSYM’ye yazı yazarak, daha önce başarılı sayılan adayların staj ve sınav haklarının korunmasını istemiştir. Ancak bu mağduriyet, ciddi bir zaman kaybından sonra giderilebilmiştir.
Bu sınavda ise bir soru, sonuçlar açıklanırken iptal edilmiştir. İptal edilen soruyu doğru yapan adaylar, 83 doğruyla başarısız sayılmış; buna karşılık 84 doğru yapan adaylar, artan katsayı nedeniyle fiilen 70 puanın üzerine çıkmıştır. Böylece kanunda öngörülen 70 puan barajı, fiilen yükseltilmiştir.
Bu durumdan 300’ün üzerinde aday etkilenmiş; adaylar ne avukatlık stajına başlayabilmiş ne de Hâkim ve Savcı Yardımcılığı sınavına başvurabilmiştir. Daha sonra verilen yürütmenin durdurulması kararları ve artan itirazlar neticesinde ÖSYM, başvuruları kapandıktan sonra başvurularını bireysel almak için adaylarla tek tek iletişime geçmek zorunda kalmıştır. Buna rağmen süreç hâlen belirsizlikler barındırmaktadır.
Bu iki sınav birlikte değerlendirildiğinde;
Bu uygulama farklılığı, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
Adli ve İdari Hâkimlik sınavlarında da benzer bir sorun mevcuttur. Soru iptali durumunda yapılan yeniden hesaplamalarda, iptal edilen soruyu doğru yapan adaylar ile yanlış yapan adaylar arasındaki puan farkı kapanmakta, hatta yanlış yapan adaylar lehine sonuçlar doğabilmektedir.
Bu durum, doğru yapan adayın cezalandırılması sonucunu doğurmakta; ölçme-değerlendirmenin temel mantığını zedelemektedir.
Öte yandan, soru iptali dava sonucunda gerçekleştiğinde, kazanılmış hak ilkesi gereği adayların sıralama ve mülakat hakları korunmaktadır. Bugün hâlen meslekte bulunan birçok hâkim ve savcı, bu ilke sayesinde hak kaybı yaşamamıştır.
Örnek üzerinden somutlaştırmak gerekirse;
A ve B adaylarının her ikisinin de 20 Genel Yetenek–Genel Kültür (GYGK) ve 50 Alan neti yaptıkları varsayılsın. Bu durumda her iki adayın da ham puanı 70,42 olarak hesaplanmaktadır. İptal edilen soruyu A adayının doğru, B adayının ise yanlış yaptığı kabul edilsin.
Soru iptali sonrasında yapılan yeniden hesaplamada;
Bu yeni durumda, alan testine ilişkin katsayı 1,142’den 1,159’a yükselmekte ve buna bağlı olarak;
Her ne kadar soru iptali sonrasında standart sapmalarda, iptal edilen sorunun ait olduğu test bazında değişiklikler meydana gelse de, başlangıçta aynı ham puana sahip iki aday arasında 1 puanı aşan bir farkın oluşması, ölçme ve değerlendirme ilkeleri açısından son derece ciddi bir sorundur.
Bu hesaplama sonucunda, normal koşullarda her iki aday da sıralamaya girebilecekken, yeni durumda A adayının sıralama dışında kalması ihtimali ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, iptal edilen soruyu doğru yanıtlayan aday, yapılan yeniden değerlendirme sonucunda dezavantajlı konuma düşmektedir. Bu durum, ÖSYM’nin ölçme-değerlendirme sistemi içerisinde, doğru yapan adayın fiilen cezalandırılması sonucunu doğurmaktadır.
Öte yandan konuya farklı bir açıdan bakıldığında; ÖSYM’nin sınav sonuçlarını açıklarken herhangi bir soru iptali yapmaması, ancak sonradan açılan davalar neticesinde soru iptal edilmesi hâlinde kazanılmış hak ilkesinin devreye girdiği görülmektedir. Bu durumda, yeniden yapılan değerlendirmede aday sıralama dışında kalsa dahi, daha önce elde ettiği mülakat veya yerleştirme hakkı korunmaktadır.
Nitekim hâlihazırda Hâkim ve Savcılık mesleğini icra eden ve kazandıkları sınavda, sonradan dava sonucuyla soru iptal edilmesine rağmen, yeniden yapılan değerlendirmede sıralama dışında kalmış olmalarına rağmen hakları korunmuş olan çok sayıda meslek mensubu bulunmaktadır.
Bu tablo, soru iptalinin sınav sonuçlarına hangi aşamada ve hangi yöntemle yansıtıldığının, adaylar açısından doğrudan ve belirleyici sonuçlar doğurduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Değerlendirme ve Çözüm Önerileri
Tüm bu tespitler ışığında;
Erhan KAYA
24/12/2025 – Üsküdar/İstanbul